19 Haziran 2017 Pazartesi

Reyiz Stayla

hi there,

evet sayım okurlar, yine bir pazartesi sabahı, allah belanı versin layn! günündeyiz. neyse, reyizin uyguladığı, içeri tıkalım derdini nah anlatırsın! modülü, bizim halka pek cazip geldi. bakınız, uygun demiyorum, cazip! en muhalifinden, en destekçisine kadar, normal hayatta da insanlar, diğer insanların beğenmediği davranışları, "reyiz styla" yorumlamaktan zevk alıyor. karşıdakine, hayırdır birader/arkadaşım/sevgilim/hayatım/aşkım (jargon; eğitim seviyesine göre değişse de en güççük ortak paydayı referans alabilirsin)? neden böyle söyledin, ne oldu da bu şekilde bir davranış içerisinden vs? demektense, onu dinlemeyip hakkında suçludur! kararını tek başına alabiliyorlar. belki kişi, zor durumda seni arayamadı, söyleyemedi, gelemedi veya çok daha geçerli bir sebebi var, atıyorum herif öldü olum. 

Arkadaş, akraba, sen, ben, o; farkında olmadan reyizin "one-way" adalet trenine binmiş gidiyoruz. insanlara, kendilerini savunma hakkı vermeden suçlayıp, cezalarını kesiyoruz. iyi bok yiyoruz, insan insana her zaman muhtaçtır. gerçi bunu unuttuk artık. gece yarısı gelen; ''kardejim öpüjem seni çoh özledimss'' mesajlarının cevabı, bu saatten sonra olmaz. son derece gaddar, sadece, "dediğim dedik, çaldığım düdük" tadında bir toplum olmuşuz. ve ne yazık ki, insanların başarılı olması bizi üzer hale gelmiş. başarıdan rahatsız oluyoruz, yüzümüzün şekli değişiyor. zaten o kadar az sevinecek olay var ki, biz başaramadık, bari sevdiğimizin başarısına sevinelim? etrafınıza bir bakın, böyle davranacak/düşünecek kaç kişi var? kendinizi de unutmayın. mesela ben; kişiyi sevsem de hak edilmemiş başarıyı kutlamam öyle yarım ağız belki. sonuçta; yılıklıkla edinilmiş bir koltuk, er yada geç elden gidecektir. 

ve yetki? yetki bu zamanın en tehlikeli silahı. yetkisi olan, yetkisi olmayanı yatırır zker çok affedersiniz, kimse de ses etmez. yetkisi olan, ileride yetki alma ihtimali olanın önüne set çeker. yetkisi olan, bel altı çalışır. yetkisi olan, apartmanın kendi tarafını lunapark gibi aydınlatır öbür tarafına dokunmaz. sadece ben diyerek, nereye kadar gidebiliriz? yetkisi olanların karşısında gardını düşürme rocky.

ya para? para insanları başka biri yapar. tanıyamazsınız. o adam, bu mu lan dersiniz? parası olmayan adam için de konuşması kolaydır, benim param olsa şöyle yaparım, böyle yaparım vs bol keseden atar. kazara parası olursa, etraftan ilk o kaybolur. neyse ya pazartesi pazartesi içinizi sıktım.

haydin görüşürüz.
ser.





2 Mayıs 2017 Salı

before-after

selamlar,

zaman ilerledikçe tozutuyoruz. bu satırları okuyan muhterem, kaç yaşındasın bilmeme imkan yok tabi de, kadınsan ve 30ları biraz geçmişsen, erkeksen ve 40lı yaşlara yaklaşmışsan; muhtemeldir ki sen de tozutacaksın dostum. yada çok geç, tozuttun bile ama haberin yok.

ah be monç, ben senin 20li yaşlardaki halini de bilirim. o zaman senden olsa olsa halı saha takımına yedek olurdu malum topa kabiliyetin maalesef yoktu. ne oldu da geçen yıllarda daha da kazmalaşacağına bir "yaşlı kurt Messi" oluverdin amk? hadi beni boşver, futbol oynadığın herkes seni hatırlar be olum. şimdi sosyal medyada paylaştıklarına bakıyorum da, sen baya baya topçuymuşsun be birader? sanki o boş kaleler yerin dağlar-taşlar hiç olmadı, ben yanlış hatırlıyorum?! peki sen ablacım? senin kuyruğun olsa onunla kavga edersin, insan ilişkilerin de bok gibidir, ayrıca antipatiksindir de. ne zkim oldu da, melek oldun sen? bütün insanlığa yardım eden, angelina jolie ehhmm yok fazla oldu :) rahibe x rolüne büründün? o paylaşımlar neler? sen onu sevmezdin ki. sen kimseyi gerçekten sevmezdin. şimdi layklar gırla ve tercihli. en ufak olaya bozulur, küserdin. küsmekle kalmaz, böyle x20 büyütürdün falan. aman aman. hiç çekilmezdin. bir de sen; karadenizlu uşağım? ne zaman bu kadar para yaptınız lan? hükumet/belediye destekli, rantsal dönüşüm inşaatları kaptınız tabi, allah'ın laz müteahhidi babadan sonra holding oldunuz. ha uşağım ha ha ha. türçiye size güzel tabi.




hepiniz mi düzeldiniz olum? hepinizin 'before'u 'after'ınıza tur bindirdi? bir biz mi bozulduk? bir biz mi topa eskisi gibi vuramıyoruz? nasıl bir dünya arkadaş bu? herkes gelişiyor, biz geriliyoruz. hadi beni dediğim gibi sittir edin de; gelmişinizi geçmişinizi bilenler var be. sözüm; delikanlı gibi, şöyle şöyle oldu da yürüdük diyenlere asla değilir. sözüm yaşanmışları, yaşanmamış sayan, halı altına süpüren güruha doğrudur. tozuttunuz.


bu arada, eğer böyle bir düşünce varsa; barınaktan köpek sahiplenelim. 'before vs after'ın kralı yukarıda.

biz:bitirim edebiyatında ben.

sevgiler,
serhan.

20 Nisan 2017 Perşembe

Bu Kafayla...

psikolojik kafam?
nümerik kafam?
sosyal kafam?

üç kafam var benim. bugün az kalan arkadaşlarımdan ki, sanırım o da kalmadı bir tanesi ile konuştum. çokça doğru olan tekerrür etti; o haklı, ben ise haksız konumdaydım. hatta adam sapına kadar haklı. öyle böyle değil. bana; ''sen dedi, bu kafayla dedi, hayatını sürdüremezsin dedi. hadi beni geç dedi. genel hayat? sen nasıl yapıyorsun ya böyle? dedi. bu kadar yazabildim.

her söylediği doğruydu, nispeten fena yapmadığımı düşündüğüm yazı yazarak bu kafalarımı incelemeye karar verdim. yuvarlakları ilk etapta üç kategoriye ayırdım. 

psikolojik olan;

bu yazı, komik bir yazı değil. bu, dürüstlüğünü çoktan kaybetmiş olan elinde pek bir haltı kalmayan, yalnızlığa doğru giderken birileri tarafından kabul görmüş, biraz bahtsız, aslen tembel, ailesinin ısrarla zeki dediği fekat normal zekalı olduğu konusunda şüpheli birinin hayat karşısındaki acı mağlubiyetidir. her maça, bu sefer çok iyi başlayacağım diyen ama devamlı knock out olan, boksör olmaması gerekirken bir şekilde boksör olmuş bir boksörün hikayesidir. bu, roller coaster gibi aletlere aslında binmek istemeyen ama bak Ali de bindi haydi! gazıyla binen ve sonra da milletin üstüne kusan çocuğun öyküsüdür. Yine bu, dünyayı dolaşırken ayağının altında yastık varmış gibi sokaklarda yürüyen, agorafobiklikten dolaştığı yerleri bile adam akıllı göremeyen, bu sebepten dolayı da seyahatnamesinde sadece barları yazabilen bir gezginin yazısıdır. 

bu, cebindeki son kuruşa kadar harcayan, o da yoksa arkadaşları için hesabını kabartan ama aynı zamanda o günlerin hiçbir zaman hatırlanmadığı bugünlerde yaşayan, üç beş akşam masasında oturduğu adamın bunu yıllarla kıyaslayabilmesine bile imkan veren o zamanın enayisi, şimdinin düzenbaz adamının hazin sonudur. haa bu yazı; başkasının baş düşmanının, "beni bile senden çok seviyordur" demesinin (ki zerre şaşırmamıştır) muhatabıdır. zaman kayıplarının buralara dökülmesidir işte. son olarak bu; küçükken oyuncaklarının değerini bilmeyip, onları kıran döken, büyüdüğünde ise küçüklükten miras olan korkularının da büyüdüğü, kompleksleri, kalflarından daha gelişmiş olan kalbi diğer insanlardan nispeten hızlı ve düzensiz çarpan, üzgün ama geri dönüşü olmayan, yılgın ama yılmamış gibi gözükmeye çalışan başarısız bir adamın hayat döngüsünün sadece bir günüdür. 

ne kadar iç karartıcı, feri gitmiş bir görüntü değil mi? bu bir jaguar hırıltısıdır zira başka frekanstan ses eden. duyabildiğim ama anlam veremediğim sonunu bildiğim bir hikayedir bu.

İşte ben bu kafayı her gün yaşıyorum...

diğerlerini sonra yazarım.
ilaç vakti.

Serhan.


5 Nisan 2017 Çarşamba

Burhan OT

selamlar selamlar,

Yıl oldu mu acaba son yazımdan bugüne kadar geçen zaman? neyse olmuş olabilir. Ben nasılım? iyi diyelim, iyi olsun. Siz nasılsınız? Sizler; böyle 80e, 1000e falan ayrılırsınız işte duruma göre değişirsiniz mantıken. Benim tanıdıklarımın çoğu iyidir muhtemel. Hatta süper lan benim tanıdıklarım. Herkes daha da gelişiyor. Coştu millet. Serhan'a tur bindirdiler ki zaten ben çoktan diskalifiye. Olun olun müthiş olun. Yetmez! Çocuklarınız falan da birbirleriyle yarışsın. Yaşasın hırs. Yaşasın para. 

Her ne haltsa bugün bizim şirkete temsil adı olarak Burhan Ot'u uygun gördüğüm bir kişi geldi. Adam gelmeden önce; nerelerde çalıştığı, ne yiyip ne içtiği? Boyu-kilosu ki iri bir arkadaş; zaten paylaşılmıştı. Beklenen oldu, bugün geldi. Benim en nefret ettiğim işin IT ve türevleri olduğunu beni takip edip, hala ölmemiş kişiler bilirler. Bu zat da aynı iş koluna mensup, en babasından olan ERP uzmanı. Velhasıl Burhan bey bugün geldi ve ahanda bizim şirket kartını çıkarttı şırrraaakk. Danışmandı ama email adresi vardı, olum onu bırak, odası bilem vardı. Her şey ne güzeldi? ITci mi olmak vardı? Kısa bir konuşma yaptı. bizler anahtar kullanıcıydık. Dedi ki, (lan içinden) dedi; ben yanımda bilgisayar açtırtmam, ben telefonu kapatırırım ızzt bızzt gibi garip şeyler söyledi. Almıştı gazı. 40'ına merdiven dayamış ve sittin senedir orta düzey yönetici olan ben gibi şahıslara bu Liseli styla haşlanma stili hoş gelmedi tabi ki. Başarısızız belki ama yine de, eser miktarda da kalsa bizim de gururumuz mevcuttu sonuçta. Bir de şirkette malum, rüzgar olup esmeyenler için de laaan ya benim esmediğimin?! foyası ortaya çıkarsa? düşüncesinde olanlardan; hssiktir zıçtık tepkisi yükselmiş olabilir miydi? Henüz net bir durum yok. Her şey çok yeni.

Bu bilgisayarı açtırtmam, telefonu kapattırırım hayt huyt olayını, bizim firmanın en tepesinin bir altındaki beyefendi de beğenmemiş olacak ki çok kibar bir şekilde, bizim personel gerektiği yerde, nasıl davranacağını bilir... şeklinde bir mesaj virdi. Önemliydi bu. Eşek kadar adamlar için Burhan'a; eti senin, kemiği benim demedi zaar. Diyebilirdi ki onun yerinde, birkaç altındaki bey olsaydı derdi. Burhan'ı, koridorda gördüm, normalde selam veririm, gerek domuzvari bir günümde olmam, gerekse hal ve hareketi beni selam vermemeye itti. İyi yaptım bence. Bakalım. 

Burhan Ot ile maceralar olursa, paylaşırım. Benden yana sorun çımaz zira ben o işi kolaydan yaparım. Kimlerden çıkacağını da biliyorum. Ayrıca geçen sporda artis artis suyumu kenara koyan herif, haddinden fazla ağırlık yükleyip benchin altında kaldı. Normalde ota boka koşan ben, yine kıpırdamadı. Artık böyle, ne kaddar ekmek o kaddar köfte.

Hadi afiyet olsun.

Serhan.

2 Kasım 2016 Çarşamba

SEN

bilemedim.

siz mi diyeyim, sen mi diyeyim? bilemedim. hiçbir hukukumuz olmadığından açık ara, siz. instagram'da her fotoğrafını beğendiğim için, yolda görsem; işte St****lm nasıl? ne zaman geliyorsun? arkadaşın b****n iyi mi? vb. sorularla hakkında, ayak üstü 20 dk. kadar konuşabilecek hakkında bilgi ve birikimim olduğu için; sen. yazı benim olduğundan sen, konu siz olduğundan, siz. en nihayetinde klavye bende olduğundan, affınızaa sığınarak; SEN.

SEN;

Instagram'da daha çok kadınları takip ederim. tamam tamam en çok kadınları takip ederim. erkeklerin abv zaten?! zamanında ünlü bir ablamız bana; sen, kadın seviyorsun olum... dediydi. doğru demiş. takip ettiğim kadınlar arasında -her fotoğrafını beğendiğim- kadınlardan biri var. önceki garip cümleden anladığınız üzere; her fotoğrafını beğendiğim birden fazla kadın var. neyse, bu yazıyı Avustralya'dan kendisine hitaben yazıyorum. yazı; bir tür methiye! lakin düz yazı tipinde. evde, bir yok ehhm iki tane boy aynası var ki zaten iki tane evi var.üç mü yoksa? bu yüzden iki ayna. oradaki fotoğraflara bakıyorum. boydan, nefis. uzun boylu, uzun bacaklı. ilkokulda cüce kategorisini birkaç cm ile geçmiş, ortaokulda Çınar'dan (ehuehu Çınar koymuşlar 110 cm çocuğun adını) sonra sınıfın en kısası olan zat olan ben, lisede az çok uzayabilen ben, üniversite sonrasında birçok eski arkadaşımı yolda görünce onlardan uzun olan yine ben! kısacası artık kısa olmasam da; bende boy kompleksi çocukluktan miras, belki de bundan dolayı uzun boy severim. ona ayrıca çok yakışıyor. topuklu ile tepemden bakma şansı yüksek. bu arada, benim g***em diye bir arkadaşım var, kısa boylu ama, hem karizmatik, hem güzel. tabi böyle kadınlar, nüfusun az bir kısmını oluşturuyor. ehehu pardon ya valla.

ayakları bazen çıplak, bacaklarına 10, ayaklarına 11 puan virirsin. öyle yani. hatta ayaklar 40 civarı ama ciddi mühim değil. o derece. zaten kırmızı ojelerle; merhaba bizler ayrı birer detayız aslında diyorlar. kıyafetler, botlar, tulum, bikini, elbise, bikini:). bir kadına giyinmek bu kadar mı yakışır? çok fena. güzel kadın. güzel kadın derken? bu kategoriye mensup pek çok kadın var ama karizması olan güzel kadınlar daha başka işte. ışıldar onlar. hiçbir şeyi abartmazlar, her detay kıvamındadır. ekstra olarak; gür saçlı, eşek gözlü ve muntazam dişlerinin olması... kemikli yüz yapın, güzel gülüşün ve doğuştan seksilik ise bonusun.

bir bakıyorsun kameraya, aynen anlattığım detaylarla. 
yine gelmişsin. gördük tabi.

SENİ, sana anlattım.

uzun zamandır yazmıyorum, paslanmışım.
esen kalın.
ser.

Not: bu yazı bayadır taslakta kalmış, şimdi baktım nedir diye? sahibine postalasam mı acaba? yok be. 

Elif, kişiyi tahmin edersen sen yollarsın bence.  

8 Şubat 2016 Pazartesi

gecenin dordu

en nefret ettigim besyuz seyden biri, ingilizce klavye ile yazilmis bir yazidir. hah elbette duzeltmeyecegim. size bir sey soyleyecegim, benim dnalarimda kesin problem var. bu durum sirf beni etkilese eyvallah. ama oyle degil. benden hala birseyler bekleyen insanlari d etkiliyor. hayatimda kimse olmasa, yok olurdum. 

dayilarimin, halamin, ve tanidigim (%80) kisilerin bana karsi hisslerinin bana etkisinin yazilisi soyle, se-vil-mi-yo-rum. yazmasi kolay ama sevilmemek bazen sorun olabiliyor. beni seven de belli sure sonra sevmeyi birakmali. kati dusuncem. bir kere; koseleri tutmakta gec kalmisim. koseler turulmus, ortada kalmisim. ortada kalmislarin sempatiye ihtiyaclari vardir. ben sempati gormem. tam tersi tehlike gibi gorunurum. aslinda alakasi yok. her seyin daha kotuye gitmesinden sikildim ki bu kacinilmaz, ta ki sona kadar. son ne zaman? benden, eger bir mucize olmazsa gercekten bir bok olmaz. bunu 20 senedir soyluyorum, ilk baslarda abartma olum falan diyorlardi. o abartma diyenleri 5 senedir falan azalarak goruyorum. teorimde hakliyim.

cok uzuluyorum. uzulmuyor degilim. elimden geleni yapmaya calisiyorum ama olmuyor. ben, dogmusum iste, salak-sacma dikkat cekme huylarim ile kardesimin onune gecmisim. ister istemez benim ustume daha cok dusmusler. o yalniz kalmis bence. dogmasam da cok sorun olmazmis. hatta daha iyi olurmus. gercekten. size bir sey diyeyim mi? insanlar cok acayip bir sey yapiyorlar. buyu gibi. ihtiyacin oldugunda, olmadiginda, en mutlu aninda, mutsuz aninda onlarla iletisime gecemiyorsun. gecen kuzen vefat etti; ikinci kusak, ben de en son iki sene once gormustum ama kimseye soylemedim. cok canim acidi, genc olum en nihayetinde.

kimseye soylemedim mi? kimse ile bu konuyu paylasacak kadar bile yakin degil miyim? ne isterdim? maddi-manevi kime ne borcum varsa, hepsini kapatip, yuzlerini bir kutuya koyup, aklimdan atmak. bunu isterdim.

eyvallah.
ser.

14 Ekim 2015 Çarşamba

ben salağı

hey, iki gün geçmedi ben yine yazıyorum. bu ne demek? fena sıkıldım demek. kendimden, etraftan, senden, ondan. hava almam lazım. beynimde saniye başına düşünce sayısı minimum üç, uyku dahil. uykudan kalkıyorum sanki gram uyumamışım. hayatta ''undo'' yok. ben bi' ölüp geleyim de diyemiyorsun. iki dinlensem? şu aralar olmaz. hangi ara olur? şu an değil. Beckett'ın dediği gibi; ''dünyadasın. bunun tedavisi yok.''

neyse sittir edin şimdi, bakın ne anlatacağım. ben, bazı konularda çok salak olurum. eskiden bu yaptıklarım belki salaklık olarak sayılmasa da, bu yaşlarda durumun adı, salaklık. temiz. küçükken, abim çok sinirli idi, beni kırdığı zaman çok olmuştu. gerçi en son bir kırdı, daha da yapışmadım ayrı. velhasıl noyan yapar yapar, sonra gönlümü almaya çalışırdı. ahah ben küs tabi. kararımı kesin. bu sefer artık tamam. hiç konuşmayacağım. cırt cırtlı cüzdanımda duran vesikalığını bile çekmeceye kaldırmıştım. sonra yanıma gelir, seriş bak gel. geel hadi. biliyorsun. gıdıklarım? (uzaktan bile gıdıklanabilirdim). bak üçe kadar sayıyoruum. eğer gelmezsen, bir daha beni göremezsin, giderim. ben salağı, hiç mi? hiç. bana ne. iyi peki sayıyorum baak. biirrrr, ikiiii, ikiiii buçuuukkkk, iki yetmiiiişşş beşşşş, üüüü... hahah yine ben salağı koşar boynuna atlardım. bizim küslüğümüz bu kadardı. bana miras bıraka bıraka bunları bırakmış işte. ailede, tek gidiş bileti o kullandığı için ben buralarda kalmak durumundayım. gider miydim? belli olmazdı.

yukarıda anlattığım gibiyim hala. herkesin karakteri farklı. çocukken karakterlerimizin temelleri atılıyor, bazen bu salaklıklar öyle baki kalıyor ki bir ömür boyu devam ediyor. bu sebepten benim küsmemden bi' sik olmaz. üçe kadar sayın, ben oralarda olurum. çünkü salağım ben. insanlar belki de ondan rahat. nasılsa bu daltarak kimseye küsemez deyip, her olayda (başkası yapsa sorun yoktur hee) bana resti çekerler. dünyanın en kolay rest çekilen adamıyım ben. memnun oldum. 

hee siz merak ettiniz tabi. ben mi neler yapardım? civicivlerine benden daha fazla ilgi gösterdi diye gece saat kurup, kalkar civcivleri dışarı bırakırdım. kedi çok severdi. benden fazla mı seviyor acaba deyip, kediyi kutuya koyup üstüne ansiklopedi koyardım. parkede ilerleyen tepesinde kitap olan bir kutu? hahah çok kızmıştı. neyse bunun gibi masum şeyler yapardım. 

hadi eyvallah.
Serhan.